• E.MURAT YIĞCI


    Tüm Yazıları

    E.MURAT YIĞCI

    DOST ACI SÖYLER...

    DOST ACI SÖYLER...

    Türkiye’nin en zor işlerinden biri spor yazarlığı yapmak. Gerçekten.

    Bir kere 90 dakika boyunca maç seyretmek zorundasınız. Hem de sadece yorumladığınız maçı değil, önemli olacağını düşündüğünüz maçları da seyretmelisiniz.

    Eğer bu zorlu görevi tamamlayabilirseniz, sonrasında, maç sırasında aldığınız notları da aktararak maçı yorumlamanız gerekiyor.

    Tamam, sadece maçın skoruna bakarak, bir iki futbolcunun iyi-kötü performanslarını

    değerlendirerek, teknik direktörlerin yanlışlarını ve hakem hatalarını kelimelere dökerek de bu işi yapabilirsiniz. Ama yine de, kolay bir iş değil.

    Ya da söyle düzelteyim. Benim için kolay iş değil.

    Nasıl ki, iyi oyuncuların yer aldığı kötü bir filmi seyretmek insana sıkıntı veriyorsa, Türkiye Ligi’nde maç seyretmek de bana aynı şekilde sıkıntı verir oldu.

    Hatta daha da kötüsü. Çünkü bizler üstüne üstlük bir de kötü oyuncuların oynadığı bir film seyreder gibiyiz.

    Değişir mi? Ben çok umutlu değilim.

    Nasıl değişsin ki? Neden değişsin ki? Herkesin (ya da çoğunluğun) memnun olduğu bir ortamın değişeceğini neden / nasıl düşünebiliriz ki?

    Sonuçta değişim bir ihtiyaç; bazı şeylerden memnuniyetsizlik duyuyor olmalısınız. Ve dahası, memnuniyetsiz olduğunuz şeyi değiştirecek bilgi birikiminiz olmalı.

    Trabzonspor örneğine gelirsek...

    Eğer takımınızdan memnun değilseniz, kafanızdaki oyun sistemine uygun transfer yapmaya çalışır ve takımınızı güçlendirmeye çalışırsınız.

    Bunun için paraya ihtiyacınız vardır. Maddi yeterliliğiniz çerçevesinde iyi oyuncularla takımı takviye edersiniz.

    Çok borcunuz varsa, frene basarak, geleceği kurtarmak adına, geçmişte olduğu gibi altyapıdan, komşu illerden iyi oyuncular almayı hedeflersiniz. (Tabii Türkiye Ligi artık Süper bir Lig diyebilir, altyapıdan çıkacak oyuncuların takımın ağırlığını taşıyamayacağını da düşünebilirsiniz. Ne diyelim, evet, ligin adı Süper...)

    Her yıl şampiyonluğa oynamak yerine, 2-3 yıl sonrasının takımını kurmayı hedefleyebilirsiniz.

    Trabzonspor bunların hiçbirini yapmayı becerememiş. Ne iyi oyuncular alabilmiş, ne ekonomik durumunu düzeltebilmiş, ne de gelecek için umut vaat eden bir altyapı organizasyonu kurmayı başarabilmiş.

    Ama durun, bitmedi. Bu kulüp, 538 milyon lira borcu varken, Türkiye Ligi’nin en çok transfer yapan takımları arasında yer almayı başarmış. Takımın ekonomik performansı mı daha kötü yoksa sahadaki perfonmansı mı karar veremezken, üstüne üstlük bir de “Aralık ayındaki Genel Kurul’da seçim olur mu?” sorusu ortalarda dolaşıyor.

    Soruya soruyla yanıt verelim:

    (1) Kim, 31 Ağustos 2016 tarihi itibarıyla 327 milyonu uzun vadeli, 211 milyonu kısa vadeli olmak üzere toplam 538 milyon lira borcu olan bir organizasyonun başına geçmek ister?

    (2) 2011’de 50 milyon olan borç, 2016’da nasıl 538 milyona yükselmiş?

    (3) Yıllardır merak eder dururum, kulüp yönetimleri neden devre arasında değişir? Yeni gelenler hiçbir şey yapamasın diye mi? Amerikan Başkanları gibi yapsak, birileri seçilse, eski yönetim 1-2 ay denetim altında göreve devam etse, sezon biter bitmez görevi devretse...

    Tabii tüm bu yazılanlar, bizim ilgi alanımız dışında. Biz sahada oynanan futbola bakalım.

    Trabzonspor yine şaşırtmadı. Daha önceki haftalarda yazdığımız her şey geçerliliğini koruyor. Takım kolay gol yiyor. Bu nedenle rakip takımlar Trabzonspor öne geçse bile en ufak bir korku duymuyorlar.

    Bu kez yediği kadarını attığı için sahadan beraberlikle ayrıldı. Önümüzdeki hafta oynanacak Beşiktaş maçında ya bu kadar gol yememenin yolunu bulacak ya da...

    Ya da ne diyelim...

    Dost acı söyler.

    30 Ekim 2016 - futboo.com